3 Aralık 2013 Salı

Endonezya da cennetmiş, gidip görmek de varmış!

Evet, Endonezya cennet. Mutlaka kötü tarafları da vardır, ama illa ki korunması gereken bakir denebilecek bir cennet, en azından ben yeşili içtim içtim kanamadım. 


Hatta aramızda soğuk espriler bile döndü. El Teyyip ve şakşakçıları burayı 1 haftada betona çevirir diye, tüylerimiz diken diken oldu hepimizin! Mazallah...



22 kasım/2 aralık tarihleri arasında Papua Explorers Resort/Raja Ampat'ta kaldık. Daldık, çıktık, çokça yedik, cennet kuşlarının peşinde, mangrow ve yağmur ormanlarının içinde şelaleye kadar çıktık. Dünya güzeli mantar adaları ve yarasa mağaralarını gördük.



Mantaları elimizi uzatıp deniz yüzeyinde sevecek gibi hissettik, eagle ray ( kartal yüzlü vatoz ) görüp manta zannettik. Yani manta kadar büyük vatoz mu olur, el insaf!!!



Ayak bastığımız iskele bu, cennete hoş geldiniz der gibi.






Papua evi tarzı odalarımızın tüm fotolarına buradan bakın lütfen, sürgü kapıyı açıp balkona çıkıp da kendi iskelesinden denize girmek ne güzel bir şeymiş :)




Bu da odamızın arka kısmı ve her sabah merhaba diyen kelebeğimiz. Sabaha kadar uyutmayan ördeklerimiz de bunlar, takdim ederiz. Tunç'un yılbaşı için portakallı ördek planları var!














Bu da kısa kuyruklu oğlumuz :) Mutfak personeli çağırınca yuvarlana yuvarlana koşturuyor.






Tam karşıdaki konik tavanlı yapı restoran, dalış sonraları internete girmek için koştuğumuz mekan, sabah 04:30'da cennet kuşuna gitmek için toplandığımız yer.





Bu da sabah 04:30'da toplanıp, köyün muhtarı kuşçu baba lakaplı yerli ile orman içi patikadan tepeye tırmanıp, caanım cennet kuşlarının danslarını seyretmiş mutlu Nalan. Ne ter döktük, ama değdi. Uyarılara rağmen ayağıma düzgün bir pabuç getirmeyi atladım. Dalış ayakkabılarımı geceden odaya alıp havlu içinde kuruttum.Ayağıma çorap, üstüne çetik sonra da dalış ayakkabılarını giydim, ama parkur benim korktuğum kadar zor değildi. Sonradan öğrendim ki daha zorlu bir yürüme yolu daha varmış.



Cennet kuşları çook yukarılarda dans ediyorlar, ama gidip görmeden gelmemek şart!






Orman içi yolu böyle, çıkarken neredeyse zifir karanlık. Dalış fenerleri yardımıyla çıktık.






Kuşçu baba bu. Köye döndük artık, genişçe derenin üzerindeki iskeledeyiz. Ve sonra dere kenarındaki evler.







Kesif bir fakirlik hakim. Ama mutsuz değiller, en azından öyle görünmüyorlar. Bu resort kısmen onlar için iş kapısı olmuş. İnşaat işini öğrenmişler, geliştirmişler. Başka köylerden iskele yapımı için teklif alıyorlar. Ama yine de zor şartları var kabul etmek gerek. Hiç adadan ayrılmayıp yakındaki şehri görmemiş olanları var. Hangisi iyi hangisi kötü gerçi bilemedim ben...



Bu da köydeki kilise ve okul. Biz geçerken çocuklar dersteydi. Çocuk her yerde çok güzel :) Hele bunlar daha bir güzel!









Bu badim ve hocam. Güle oynaya gidiyoruz dalışa. Sonra da dilimiz dışarıda çıkıyoruz. Tabi kondisyon sıfır, maşallah badimin de benim de en az 10 kg fazlamız var. Akıntı bizi telef ediyor. Olsun ben yine de bayılıyorum akıntıya, itiraf ediyorum. Apo sağolsun kendi gittiği yetmiyor akıntıda, Aslı adında yeni başlayan arkadaşımızı da akıntı kancası ile çekiyor o deli akıntıda.



Düşünün, yeni başlamış dalgıç; ben o akıntıda palete basıp gidemiyorum. Yanımdan tıkır tıkır geçiyor. Akıntı kancasının bağlantısını görmesem hasedimden çatlayacaktım, meğer Apo çekiyormuş onu yahu!




Mantar adalarının arasından deniz analarının olduğu göle gidiyoruz, denizle bağlantısı var ve görüş çok düşük. Gölde deniz analarının arasında max 5 metreye dalış yapılıyor, kıyıda da mercanlar. 

Ben çok hoşlanmadım açıkçası, görüş çok düşük olduğu için çıktım sudan. Keyifle etrafı seyrettim, tekneden inip suda eğlendim benim gibi mızıkıp çıkanlarla.



Sığ suda mercanları görün, tekne giderken mutlaka başında bir gözcü var. Dümen başındakini yönlendiriyor. Yoksa bu sığda hem pervaneyi, motoru hem de canım mercanı parçalamak işten değil.






Bu da öğlen yemeklerinden biri. Nefis sebze çorbası, haşlanmış sebze, salata, domatesli sos bir de balık ama ne balık!




Çok yedim çok. Aman nasıl olursa dalıyorum deyip :)
Aşçının hiç mi suçu yok?
Ne yemekler yaptı arkadaş, bi de güler yüzlü. Teşekkürleri alınca pür neşe :)


Bu da Puti. Küçük dişi pisi. Badimin yanında uyumuş :)





Bu "The Passage" dalış noktasının breefing resmi. Anlatan dalış liderimiz. Mercanlar konusunda pek hassas, paletini yakalamasın mercanın üstünde, e öyle de olması gerek. Bizim gibi dikkatsizlerin yanında umursamazlar da var, nasıl başa çıksın zavallı mercanlar.



The Passage, Gam adası ve Waigeo Adası arasında doğal bir kanal, şiddetli akıntısı ve doğal olarak çokça büyük deniz canlısının geçiş yeri.



Bu dalış noktası zor, zira akıntı şiddetli ve kıyılardaki nispeten korunaklı yerlere ulaşmak için deli akıntıya karşı gitmek gerek. Biz ilk akıntıda gücümüzü yitirip çıktık.


İlerideki zorlu etapları göremedim. Görmek isterdim, hem de çok :) 




Efenim, bu Cape Kri dalışı öncesi dersimi çalışırken öğle yemeğim. Et nefis ama yanındaki biber sosu yıktı geçti!! Böyle sos yemedim ben, acı sevmeyiz diyenler bile mecbur kaldı denedi.







Cape Kri, Kri adasının tam burnu; biz daldığımızda akıntı da güzeldi. tüm akıntının birleştiği ve dağıldığı resifin ucuna kadar akıntıya karşı yüzdük. Dalışın sonu nefisti. Akıntının resife vurduğu yer ve başımızın üstü balık kaynıyordu. Neredeyse devam etmek için kovalamak gerekiyordu balıkları. Akıntının resife vurduğu yerde ise köpekbalığı ve devriye gezen iki orkinos ile daha bir sürü balık. Dalış lideri sormasa 50 bar havam kaldığını fark etmem mümkün değil, sarhoş olmuş gibiydim balıklardan. Emniyet beklemesi için Apo ile beni gönderdi Ros ( dalış liderimiz ) Mercan üzerinde kayarak bekleme yaptık ve resiften açıkta işaret sosisini açarak tekneye yerimizi gösterdik. Böyle yerlere çift tüple dalmak mümkün olsa keşke :P



Mangrow ormanından yağmur ormanına geçip şelaleyi görmek için son gün seçildi. Sabahtan iki dalış yaptık, ikinci dalış 12 m max planlandı. Zira dalış sonrası uçuş yasağımız var. Pazar sabah 10:45 ilk uçuş.



Bu köyden şelaleye gidiş için bir nev-i izin alındı, biz de fırsat bu fırsat resimledik.










Mangrow ormanına girdik. Kökleri denizin içinde ve sürekli yağmur alan bir orman. Biz gelmeden yaklaşık 2 saat önce yağmur yağmış ve normalde sakin olan şelale delirmiş.








Kayığı ile gelen bu mangrow ormanı, yağmur ormanı ve şelalenin sahibiymiş. E zengindir o zaman dedik, değilmiş!?



Köklerin güzelliğine bakın.




Delirmiş şelale. Suyun kuvvetini orada olup da hissetmek gerek.






Yerliler korkusuz, nasıl da tırmandılar o deli akan suya rağmen :)




Yağmur ormanında bir minnak kurbağa





Bu da dönüş yolunda bir Hint fakiri. Cakarta havalimanında bekliyor, Singapur'a kadar uçakta yatacak, sonra İstanbul'a kadar 11,5 saat ara dörtlüde yaşam savaşı verecek.





Rota çok uzun, bezdirici ama yine olsun yine giderim.
Bu sefer en az 10 gün kalmak için giderim. 30 + 32 saat yol başka türlü çekilir mi?



Kendime notlarım da var, unutuyor insan.



- Rota İstanbul/Singapur/Cakarta/Makassar/Sorong ve sonra tekne transfer. Bir daha gidersem Cakarta/Sorong direk uçuş isterim. Hatta Singapur'dan direk Sorong uçuşu olsa :)



- Yol ile birlikte 1 hafta çok yorucu, yeterince dalış yapmak ve etrafı da gezebilmek için en az 4 gün daha eklemek gerek. Ah rüyalar gerçek olsaaa



- Resim çekmek ve aynı anda teknede ya da ormanda olmak çok zor, haydi resim resim diye inleyen arkadaşlarına gitmeden önce anlat



- Gsm operatöründen hiç yurtdışı paketi falan alma. Cakarta'dan kesik kesik sesini duyurmak mümkün, onun dışında adada uydu interneti var, onunla iletişim kurmak mümkün. Zaten dönüşte Cakarta'dan aradım çıktık yola diye, saat farkını falan unutmuş bizimkiler kurdeşen dökmüşler ben İstanbul'da telefonu açana kadar.



- Elektronik ıvır zıvıra ihtiyaç varsa Singapur uygun ama bekleme kısa. Dönüşte almak için gitmeden önce güzelce araştır, bavullarını birine teslim et, depar at, ne gerekiyorsa al gel. 

Şöyle ki 16 gb gümüş iphone 5s aralık başı fiyatı 1530 tl civarı. Türkiye'de bizi iyi sağıyorlar, oh valla.


- Türk Hava Yolları toptan soyguncu. Sakın dalış malzemesi olduğunu söyleme, 20 kg sınırını aşma, yükte hafif pahada ağır hazırlan. Bir tane regülatöre extra 60 euro geçirmeye çalışıyorlar. Her 1 kg fazla bagaj için de 20 dolar. TSSF boş adamlar kulübü, neden kendi ülkesinin dalıcıları için Thy ile anlaşma yapmıyor?

İngiltere'de elin dalgıcı brövesini gösterince extra 10 kg hak kazanırken biz takla atıyoruz.


- Endonezya vize noktaları ve kontuarda bile dikkat et, hiç çaktırmadan 5 dolar 10 dolar çarpmaya çalışıyorlar günahları boyunlarına, paranı pulunu iyi say. Üstelik ruphia sınırlı bozdurduysan paranın üstünü unutma sıkıntı olmasın.



- Cakarta dış hatlar kısmı hariç hiç bir yerde kredi kartı ya da dolar geçmiyor, ne kadar alış veriş planlıyorsan o kadar ruphia bozdurmayı unutma. 10.000 ruphia = 1 dolar civarı.



Gözümü kapatınca hala ezbere yeşili ve uçsuz bucaksız mercanları, üzerinde oynaşan balıkları görüyorum.



Ben gitmesem de orada olduklarını bileyim, ne olur onları katletmesinler!





















8 yorum:

  1. oy Nalanım oyyy ne güzel etmişsin kıs...Aman öyle kalsın aman... Oralarda bir yerler de böyle yerlerde kaldığını bilelim o bile yeter

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. öyle vallahi.
      razıyım, yeter ki bileyim oradalar diye.

      Sil
  2. mükemmelikleri yaşamışsınız,herşey gönlünüzce olsun,hoşgeldiniz

    YanıtlayınSil
  3. masal gibi gerçekten.
    mucizeler her daim üzerine olsun =)

    YanıtlayınSil
  4. Seyahat etmeyi çok seven biri olarak keyifle okudum yazınızı.Paylaşım için teşekkürler :)

    YanıtlayınSil
  5. Selam Sayfanızı izlemeye alacağım ancak izleyiciler bölümüne ulaşamadım.Size önerim ben yaptım oldu kumandadan şu sırayı izliyorsunuz;Temel-Yayıncılık-Blog adresi-Düzenle(adreste bir küçük değişiklik yapıyorsunuz. Mesela blog adının sonuna o anlık bir k daha koyabilirsiniz. Parıldayan çiçekk gibi.Aynı sayfada kaydete tıklıyorsunuz.
    Sonra aynı işlemi yeniden yapıyorsunuz. Temel-Yayıncılık- Düzenle (Blogunuzun doğru adını yazıyorsunuz) Kaydet'e yeniden basıyorsunuz. Sevgiyle kalın

    YanıtlayınSil